18 Kasım 2013 Pazartesi

Kesriyeli Hemşehrimiz bir Çanakkale Savaşı Kahramanı: Miralay Şefik Bey (AKER)

Shefik Aker.jpg

Miralay Şefik Bey 1877'de Kesriye'de doğmuş ve 1896'da Harp Okulundan mezun olmuştur. 25 Nisan 1915 tarihinde Gelibolu Yarımadası'na yapılan çıkartmalarla başlayan Çanakkale Savaşları sırasında emrindeki 27. Alay çok önemli çatışmalara katılmıştır. Mustafa Kemal Bey'in (ATATÜRK) kuvvetleri yetişene kadar, karaya çıkan ilk İtilaf devleti kuvvetlerini karşılayan ve onları kıyı şeridine çivileyen işte hemşehrimiz Miralay Şefik Bey'in komuta ettiği kuvvetlerdir. 27. Alay kuvvetleri kendilerinden kat be kat üstün kuvvetlere karşı uzun süre dayanarak çok kritik bir nokta olan Gelibolu Yarımadasında İngiliz ve Anzak kuvvetlerinin ilerlemelerini ve savaşın belki de başlamadan bitmesini önlemişlerdir. 

Bir anlamda iki Rumelili (Şefik Bey ve Atatürk) Çanakkale Savaşının en kritik anında tarihi birer rol oynamışlardır. 

Milli mücadele döneminde Aydin'dan Antalya'ya ya kadar olan kıyı şeridinden sorumlu olan 57. Tümen'in komutani olarak görev yapmıştır. Ege bölgesindeki milli mücadelenin örgütlenmesinde en önemli rolü oynayan başlıca tarihi karakterlerden olmasına karşın bu özelliği maalesef nerdeyse hiç bilinmez.
Anlaşıldığı kadarıyla kendisi sadece görev adamı olmuş ve işin bugünkü deyimiyle “reklam” boyutuyla hiç ilgilenmemiş.

Bir Rumelili olarak bu çok kıymetli, fakat ne yazık ki nerdeyse hiç tanınmayan bu hemşehrimizi minnet ve şükranla anıyoruz. Ruhu şad, mekânı cennet olsun...

10 Ekim 2011 Pazartesi

Rumelili halk kahramanı Debreli Hasan'ın köyü Debre şimdi nerede?

Debreli Hasan, Selanik Vilayeti Kayılar Kazası debre köyünden olup uzun askerlik yılları içerisinde haksızlığa dayanamayarak kendisine hakaret eden komutanını vurur ve dağlara kaçar eşkiya olur.Gayri müslimleri soyar.Fakir Türklere dağıtır. Bekarları evlendirir. Bacısı Erdemuş ta İbrahim Beylerdedir. Zaman zaman jandarmadan kaçak olarak drama'dan kayılara akrabalarına bacısı esmaya ziyarete gelir. Yaptıklarına çok pişman olmuştur. Ama çare yoktur.Geri dönülmez yola girilmiştir.Asil bir insan olarak Makedonya Vilayetinin Debre kazasında doğmustur. Eşkiya halk adamı Debre'li Hasan'ın askerde kendisine hakaret eden yüzbaşısını vurması ve dağlara kaçarak Drama civarında eşkiyalık yapmaya başlamış ve bu sırada halkın sevgisini kazanmıştır. Hasan'ın ölümü üzerine onu öven "Drama Köprüsü" türküsü söylenmiştir. Türkünün sözleri genel olarak şöyledir;


Drama köprüsü bre hasan dardır geçilmez
Soğuktur suları hasan bir tas içilmez
Anadan geçilir bre hasan yardan geçilmez
At martini debreli hasan dağlar inlesin
Drama mahpusunda bre hasan dostlar dinlesin

Mezar taşlarını bre hasan koyun mu sandın
Adam öldürmeyi bre hasan oyun mu sandın
Drama mahpusunu bre hasan evin mi sandın
At martini debreli hasan dağlar inlesin
Drama mahpusunda bre hasan dostlar dinlesin

(Vikipedia)

Peki meşhur Debreli Hasanın Debresi şimdi nerede? Bugün Yuınanistanın kuzeyinde Kastoria'ya komşu olan Kozani (Kozana) ili sınırları içinde yer alan bir köy ve yeni adı Anarrachi (Αναρράχη). Debrenin yeni yerini görmek isteyenler için koordinatları 40° 29′ 34″ N, 21° 34′ 18″ E.

Debre'den görünüm

Bugün Debre, Kesriye-Kozana il sınırına çok yakın bir noktada ve Kesriyenin Kleisoura Kasabasının 10 km. kadar güneydoğusunda ve çevresi geniş tarım alanları ile çevrili şirin bir Makedonya yerleşimi.

Yani adına türküler yakılan bu yaman Rumelili de yöremizin insanı, bir anlamda hemşehrimiz sayılır...

9 Ekim 2011 Pazar

Evliya Çelebinin Kesriye Rotası konusunda bir DENEME

Kaynaklara göre Evliya Çelebi 1661 yılı bahar aylarında Florina, Kesriye ve Kayalar bölgelerine gelmiş ve bu bölgeyi aşağıda belirtilen rotada dolaşmıştır. Aşağıda farklı renkte görülen bölgenin Kastoria ili sınırları içinde olduğu düşünülmktedir. Bu rota üstündeki köylerin bugünkü isimleri çeşitli kaynaklardan araştırılmış ve muhtemel yer adı eşleşmeleri ve buradan hareketle oluşturulan harita aşağıda görülebilir. Bu güzergah konusunda öneri ve eleştirilerinizi bekliyoruz.

..........Balıefendi (hareket: 30.IV.1661) - Rila Dağı - Melove - KÖSTENDİL - Bayrampaşahisârı - Saçe - Tamaniçe -Kiliseli - KÖPRÜLÜ - Çeltikçi - İzvor - Pirlepe - MANASTIR - Florina - Kesriye - Leçesta - Zagorç - Gölüsıyıran - Plahor - Naklbend - Kılar Kalkolabası - Pokrevinik - Kurucaova - Demirhanlı - Tarakçılar - Özbekiler-Cum’a-âbâd - Karabeyiçi - Hamzafakılı - Gerçekler - Bezciler - Devlethanlı - Hacıdedeler - Şâhinler - Çukuranber - Seleler - Daragonişte -Kayalıoba - Dekli - Devasiler - İnatlı - Karacaahmedler - İncili - Menteşeli Himmetli - Karaağaç - İshaklı - Karagözlü - Kal’alar - Karapınar - Kurtlar - Frankofça - Süşdüllü - Lovança - Büyükhasançelebi - Nahlbend - Eğribucak - Bekçeli - Keçili - Çarşanbapazarı - Edilli - Eğribucak - Memibaba (26.V.1661) - Serfiçe - Novobrda - Alacahisar - Bogodine - SEMENDİRE - Sarphisar - TAMEŞVAR (VI.1661)...................




Kesriye 
- Leçesta: Polykarpi
- Zagorç: Vasileias
- Gölüsıyıran: Klissoura ???
- Plahor : Foufas
- Naklbend (Cumapazarı???) : Ptolemaida ????
- Kılar Kalkolabası (Kayalar???) : Nea Charavgi  ???

Türk Musikisinin en büyük üstadlarından İsmail Dede Efendi de aslen Kesriye'lidir

Hammâmîzâde İsmâîl Dede Efendi.jpg

Kendisi İstanbul da doğmuştur ancak babası İsmail Ağa Kesriye doğumludur. 

İşte hikayesi:

"......Babası Süleyman Ağa, o zamanlar bir Osmanlı imparatorluğu ili olan Manastır'ın Görice sancağına bağlı, Kesriye kasabasından kalkarak İstanbul'a gelmiş ve memuriyete girişmişti. Süleyman Ağa, Suriye eyaleti sınırları içinde bulunan Sayda valisi Cezzar Ahmed Paşa'nın bir süre sır katipliğini yaptı. Paşa'nın halka yaptığı haksız muamelelere ve zulmüne dayanamayarak istifa etti ve İstanbul'a döndü. Şehzadebaşı'nda bulunan Acemoğlu hamamını satın alarak işletmeye başladı. Bu sıralarda Rukiye Hanım'la evlendi; bir Kurban Bayramı günü Dede Efendi doğdu. Bu nedenle çocuğa İsmail adı verilmiştir...."

Kaynak:http://tr.yenisehir.wikia.com/wiki/Hamm%C3%A2m%C3%AEz%C3%A2de_%C4%B0sm%C3%A2%C3%AEl_Dede_Efendi

Evliya Çelebinin Kesriye Rotası

..........Balıefendi (hareket: 30.IV.1661) - Rila Dağı - Melove - KÖSTENDİL - Bayrampaşahisârı - Saçe - Tamaniçe -Kiliseli - KÖPRÜLÜ - Çeltikçi - İzvor - Pirlepe - MANASTIR - Florina - Kesriye - Leçesta - Zagorç - Gölüsıyıran - Plahor - Naklbend - Kılar Kalkolabası - Pokrevinik - Kurucaova - Demirhanlı - Tarakçılar - Özbekiler-Cum’a-âbâd - Karabeyiçi - Hamzafakılı - Gerçekler - Bezciler - Devlethanlı - Hacıdedeler - Şâhinler - Çukuranber - Seleler - Daragonişte -Kayalıoba - Dekli - Devasiler - İnatlı - Karacaahmedler - İncili - Menteşeli Himmetli - Karaağaç - İshaklı - Karagözlü - Kal’alar - Karapınar - Kurtlar - Frankofça - Süşdüllü - Lovança - Büyükhasançelebi - Nahlbend - Eğribucak - Bekçeli - Keçili - Çarşanbapazarı - Edilli - Eğribucak - Memibaba (26.V.1661) - Serfiçe - Novobrda - Alacahisar - Bogodine - SEMENDİRE - Sarphisar - TAMEŞVAR (VI.1661)...................

Kesriye-Kastoria Haritası 1913

Kesriye-Kastoria Haritası 1913


(Kaynak:http://lithoksou.net/hartis_kastorias_1913.html)

Burada köylerin eski adları ve coğrafi konumları tam olarak belirtilmiş. Resmin üzerine tıklayarak büyüttüğünüzde rahatça okursunuz. Şimdiden söyleyeyim de:))




Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Kesriye

Evliya Çelebi Seyahatnamesi 5. Kitap 117. sayfadan

itibaren Kesriyeden bahseder:


Buradan batıya gidip, sekiz saate (Kesriye gölü) ne geldik. Kesriye kalesi: Bu kale sâhibi Filikos binasıdır. Sonra Rumlardan Koca Murad Han zorla alıp, Kesriye adını vermiştir. Hâlâ Rumeli eyâletinde Dördüncü Sultan Murad’ın hemşiresi ve Sultan Ahmed’in kızı, Canbolat-zâde Hüseyin Beyfendimizin şefkatli vâlidesi Fatma Sultanın hasıdır ki, kırk yük akçe ile iltizam olunur. Şimdi hakimi Tophâneli Kadri Ağadır. Yüzelli akçelik kazâdır. Yüzon parça köyü vardır. Kalesi bir köyün batısında adaya benzer bir yalçın kaya üzerinde altıgen şeklinde güzel bir kaledir. Duvarı gayet yüksektir. Batıya bakan iki adet demir kapıları vardır. Çeşitli cenk ve kâvga aletleri, demir asma makaralar ile süslü bir kavi kapıdır. Bir kere bu kapıdan Venedikler baskın edip, kaleyi istilâ emişlerdir. Bunun üzerine Frenklilerin kaleye mâlik olması Rumlara yürek acısı olup, Gazi Evranos Bbbeye yardım ederek kaleyi fethettirmişler. O zamandan beri Osmanlılarda kalmıştır. Dizdarı, elli adet neferleri, muhtesibi, bac memuru, şehir kethüdâsı, harac ağası vardır. Cephâne ve topları azdır ama her gece bekçileri bekleyip, meterhâ ne çalarlar. Kalenin kapısı dibinde Vâlide Sultan câmii vardır. Ama küçüktür. Sultan Süleyman câmii ve kaleden dışarıda Kadı câmii ve üst yanında namazgâh vardır. Varoşu yirmi mahalledir. On altısı Rum mahallesidir. Biri de Yahudidir. Evleri İstanbul tarzında kat kat saraylar ve limanlı konaklardır. Fukara evleri ile beraber ikibin beşyüz evdir. Bütün evleri göle bakar. Bu şehir ve kale gölün batısında kayalar üzerindedir. Sokakları daracıktır. Yalnız bir mektebi vardır. Çünkü İslâmı azdır ve ahalisi haylazdır. Lisanları Rum lehçesidir. «Varmısın? Gele misin? O bizim efendimişdir. Bize gelmemişsiz. Hasretiniz belkim bize gelemiş» diye konuşurlar. Tabiat ve zevk ehli adamlardır. İki hamamı vardır. Biri yol kenarındadır, suyunu gölden alır. Kışın işler. Temmuz ayında bu şehir içinde göl olduğundan halkı hamama muhtaç değildir. Yüz adet dükkânları var. Çoğu balık kurusu ve bakakliye satar. Bütün caddeleri kesme kayalı temiz ve parlak kaldırımlıdır. Yetmiş adet kiliseleri vardır. İçerisi papaz ve metropolitlerle doludur. İstanbul ve diğer memleketlerden birçok adakları gelir. Dağlarında üçbin adet bağları vardır. Şırası ve beyaz francala ekmeği meşhurdur. Suyu ve havasının fevkalâde güzelliğinden öyle Rum delikanlıları olur ki, Sakız adasında benzeri bulunmaz. Gayet mahbube kızları var ki, her biri ipek fistanın eteklerini beline sokup, cennet bağı tavusları gibi yürüdüğü vakit, âşıkların aklını çalarlar.
(Kaynak: http://tr.yenisehir.wikia.com/wiki/E%C3%87S/9/119)




Kesriye gölü: Bu gölün etrafı yirmidört mildir. Bâdem şeklinde olup, derinliği elli kulaçtan azdır. Kenarlarında beşer onar kulaç yerleride vardır. Gayet lezzetli olup, İstanbul’daki Kâğıthane suyuna benzer. Bütün şehir halkı elbiselerini burada yıkarlar. Asla sabun sürmezler. Bu şehirde sabun makbul değildir. Gölünden pek çok balıklar avlanır ki, benzeri hiçbir diyârda yoktur. Çünkü dağlarında yetişen bitki ve otları seller bu göle dökmekle balıklar onlara gıdalanırlar. Kasım günü gelince avcıların her biri göle yüzer araba çalı döküp, nişan korlar. Herkes yerini bilir. Sonra bahar gelince (Plâyaş) denilen bir gün vardır, o gün bütün avcılar Eminden izin alıp, sandal ve kayıklarına binerek deniz yüzünde mızrak ve çatal ağlarla yüzbinlerce kuruşluk balık avlayıp, emine onda bir vergi verirler. Bunun üzerine hazır bulunan ecnebi bezirgânları, balıkları alıp, tuz ile salamura ederler, vilâyet vilâyet götürürler. Bu güne rumca (Prast) günü derler. Hattâ Dördüncü Sultan Murad’a bu balıklardan tuzlanıp, gönderilirdi. Gayet lezzetlidir. Ama hepsinin beğenileni laâl renkli pul ile süslü alabalıktır. Sazan balıklarının her biri ellişer okka gelir.

Göl kenarında Kapısı Baba tekkesi vardır ki, bizzat Kasım Baba da orada gömülüdür. Kesriye’den bütün atları gemilere koyup, gölü karşıya geçerek göl kenarında (Leçesta) köyüne geldik. Büyük Rum köyüdür. Oradan (Zagorç) köyüne, oradan (Gölü sıyıran), köyüne geldik. ………………………